RÜSTÜFAĞNÎ

RÜSTÜFAĞNÎ

(الرستفغني)

Ebü’l-Hasen Alî b. Saîd er-Rüstüfağnî el-Hanefî (ö. 345/956)

Mâtürîdî kelâmcısı ve Hanefî âlimi.

Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Semerkant’ın yakın köylerinden Rüstüfağn’a nisbetle Rüstüfağnî diye zikredilmesine rağmen bazıları onu Rüstüğfenî diye kaydetmiştir. Kaynaklarda Rüstüfağn’a nisbet edilmesine ve başka bir yere gittiğine dair bir kayda rastlanmamasına bakılırsa orada doğup yetiştiğini söylemek mümkündür. İlk öğrenimini Rüstüfağn’da gördüğü, ardından büyük bir ihtimalle tahsil hayatına Semerkant’ta devam ettiği de düşünülebilir. Kaynakların büyük bir kısmı 345 (956) yılında vefat ettiğini bildirmektedir. Tabakat kitaplarında âlim, fakih, mütekellim, Mâtürîdî’nin en yakın arkadaşlarından ve Semerkant meşâyihinden biri diye zikredilir.

Ebü’l-Muîn en-Nesefî, Rüstüfağnî’yi bazan Mâtürîdî’nin arkadaşlarından biri, bazan da öğrencisi diye zikreder (Tebśıratü’l-edille, I, 28, 359). Bu da onun Mâtürîdî’nin öğrencisi ve iyi yetişmiş bir arkadaşı olduğunu gösterir. Nitekim İbn Yahyâ, Mâtürîdî’nin Rüstüfağnî’ye Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin el-Mebsûŧ’unun tamamını ve zekât bölümüne kadar el-CâmiǾu’l-kebîr’ini okuttuğunu kaydeder (Şerĥu Cümeli uśûli’d-dîn, vr. 162a). Saygın bir kişiliğe sahip bulunan Rüstüfağnî’nin

Semerkant’ta ve Mâverâünnehir çevresinde meşhur bir Hanefî ve Mâtürîdî âlimi olarak bilindiği anlaşılmaktadır. Fıkıhta Mâtürîdî ile ihtilâfa düştüğü belirtilen meselelerden biri ictihadda isabet konusudur. Mâtürîdî’ye göre müctehid vardığı hükümde isabet etmemişse ictihadında (ictihad biçiminde) yanılmıştır (krş. Teǿvîlâtü’l-Ķurǿân, IV, 293-294; VIII, 275). Rüstüfağnî’ye göre ise ictihadında (ictihada başvurmasında) doğrudur. Çünkü Ebû Hanîfe’den gelen rivayet şöyledir: Her müctehid isabet etmiştir ve Allah katındaki doğrular birdir; müctehid bazan ulaştığı sonuç açısından hatalı olsa da arayışında (ictihad yöntemini kullanmasında) isabetlidir (Kureşî, II, 570-571). Mukallidin imanının muteber olup olmadığı hususunda âlimlerin farklı görüşleri vardır. Ebü’l-Muîn en-Nesefî kelâmcıların çoğunun, imanın sahih veya neticeye götürücü olabilmesi için kişinin itikadını dayandıracağı bir delilinin bulunmasını şart koştuğunu kaydettikten sonra Rüstüfağnî’nin kanaatini şöyle belirtir: Kişinin itikadî konuların her birinde aklî istidlâlde bulunması şart değildir. O, inancını nübüvveti mûcizelerle sabit olmuş Peygamber’in tebliğine dayandırdığı ve bu tebliğin ana muhtevasına vâkıf olduğu takdirde kurtuluşa erer (Tebśıratü’l-edille, I, 28). Rüstüfağnî, Mâtürîdî gibi ölünün bir nevi hayata sahip olmaksızın kabir azabının gerçekleşmeyeceğini kabul eder; ancak âlimler, kabirdeki hayatın ruhla mı yoksa başka bir şekilde mi olacağı hususunda kesin bir kanaate varamamıştır (a.g.e., II, 764; Nûreddin es-Sâbûnî, el-Kifâye, II, 920-921, 926; Kureşî, II, 570-571).

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someonePaylaş..
.
24 Şubat 2014

A - B - C - Ç - D - E - F - G - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - Ş - S - T - U - Ü - V - Y - Z